Bilgiler Yükleniyor...
 

Ufuk Bayraktar: MAHALLENİN HIRÇIN DELİKANLISI



“Kendini oynuyor diyorlar. Gerçi bunu demelerini seviyorum, çünkü ben zaten kendimde olanı oynuyorum. Başkasından oynamıyorum ki! O zaman taklit olur. Kendinden bir şey katacaksın ki karakter çıksın ortaya. Aksi durumda git taklit yarışmasında yarışmacı ol”.

 
 

Ufuk Bayraktar, son günlerin en çok konuşulan oyuncularından. Televizyonun fenomen dizisi Ezel’de, Ramiz karakterinin gençliğini oynuyor. Bilgecelaflar edip, hayat dersleri veren Ramiz’in milyonlarca hayranı şimdi de Ufuk’a hayran. Bu sezon diziye giren Ufuk Bayraktar’ı sinema seyircisi “Bekleme Odası”, “Kader”, “Yumurta” gibi filmlerden tanıyor. Onun oyunculuk hikayesi birçok kez basında yazıldığı gibi, Cihangir’de babasının çay bahçesinde çalışırken, yönetmen Zeki Demirkubuz’un onu keşfedip, “Bekleme Odası” filmde oynatmasıyla başlıyor. Sonra ünlü “Kader” filmi geliyor. Kader, “Masumiyet” in öncesi niteliğinde bir devam filmi. Orada Haluk Bilginer’in gençliğini oynuyor. Birçok ödül alıyor, filmle birlikte Cannes’a gidiyor. fiimdi de Tuncel Kurtiz’in gençliğini oynayarak bir anlamda zor bir iş yapıyor. Çünkü oyunculuklarını kanıtlamış bu iki duayenin canlandırdığı karakterleri tekrarlıyor aslında. Onlar kadar başarılı oluyor ki, takdir topluyor. Hep coşkulu hep neşeli… Çokça da hırçın. “Oğlum doğduğunda olgunlaştım, duruldum” diyor ama Ufuk’taki enerji daha uzun yıllar yeter hepimize.

 Ufuk Bayraktar ile Santigrat okuyucuları için sorularımızı yanıtladı:

Hiç aklında yokken sana bir sinema filmi teklifi geldi. Nasıl karar verdin evet demeye? Oyunculuk yapmayı hiçbir zaman düşünmemiştim. Her gün yeni bir oyuncu ya da şarkıcı çıkıyordu. Sonuçta bunları yapanlarda insandı. Zeki ağabeyden de böyle bir teklif geldiğinde o yüzden çok çekinmedim. Anı olur, ileride çocuklarıma gösteririm diye düşünmüştüm. Üstesinden gelip gelemeyeceğimi çok düşündüm.
Zeki ağabeyin, karşı tarafı ikna etme yeteneği, insan psikolojisini çok iyi anladığı bariz belli bir durum. Onun istediği zaten kafada çok bir şey kurmadan sete gitmemdi.

Ezberini yapacaksın, sahnenin durumunu, duygularını bileceksin sonra kendini ona teslim edeceksin. Sonrasını o şekillendiriyor. Sadece benden değil, bütün oyuncularından bunu bekliyor. Ben bu karakteri böyle oynarım diye bir şey yok. Çünkü o zaten filmi kafasında birkaç yılda tamamlıyor. Kader 12 yılda şekillenen bir film. Noktasına virgülüne kadar filmi düşünüp, kafasında çektiği için kendini ona teslim etmek ortaya en iyi sonuçları çıkarıyor. Ben de öyle yaptım, dediği gibi çalıştım ve kendimi ona teslim ettim.

Nasıl çalıştın?
İlk önce Bekleme Odası isimli filmde beraber çalıştık. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Kader filminde beraberdik. Başrol olduğu için daha büyük bir sorumluluktu ama avantajlıydım. Kader, Masumiyet filmindeki hikayenin yıllar öncesini anlatıyordu. Haluk Bilginer orada zaten oyunculuğunu döktürmüştü. Ben Kader filminde onun gençliğini oynayacaktım. Değişmeyecek özelliklerinden belli başlı birkaç hareketini dikkatle izledim. Bir insan yedisinde nasıl kaşık tutuyorsa, nasıl sinirlenip bağırıyorsa 70’inde de aynıdır. Bunlar çok değişmez. Biraz buradan yardım aldım, gerisinde de Zeki ağabeye güvendim.

Oyuncu koçluğu yapan oldu mu sana?
Tabii ki hayır… Zeki Demirkubuz’un filmlerinde oynayan herkesin oyuncu koçu Zeki ağabeydir. Kendisi senaryodaki bir karakteri ne kadar derin biliyorsa, karşısındakine de bunu o kadar geçirmeyi başarır. Sonuçta aynı dili konuşmuş olursunuz.Benim adıma öyle oluyordu en azından.

“Kader” hayatında neleri değiştirdi?

Benim hayatımda öncelikle Zeki ağabey hayatımı değiştirdi. Tabii Kader’de başrol oynamıştım, birçok ödül kazandım. Altın Portakal’da Genç Yetenek ödülü, istanbul Film Festivali’nde Erkan Can ile en iyi erkek oyuncu ödülünü paylaştım. Cannes Film Festivali’ne Yumurta filmiyle gittim. O film de yurtdışında pek çok ödül aldı. Fakat benim hayatımı dizi çok değiştirdi. Daha önce gelen teklişer olmuştu ama
ben istemedim. Bir işimiz var, oradan para geliyordu zaten. Senede bir iki film de yapıyordum. Onlarla festivallere gidiyordum, ödüller alıyordum, onur verici şeyler oluyordu. Tam istediğim gibi bir durum vardı yani.

“Ezel” neyi değiştirdi?

Kendi yaşamımı etkilemesi açısından Ezel dizisi çok önemli oldu. Eskiden filmimi çekiyor, sonra günlük hayatıma dönüyordum. Çay bahçesinde çalışıyor, arkadaşlarımla günlük hayatımı geçiriyordum.
Oynadığım filmler sanat filmi diye tabir edilen, sinemada çok gişesi olmayan filmler olduğu için ancak o filme giden sinema seyircisi beni tanıyordu. Ama televizyon bambaşka bir şey. Sizi herkes izliyor. Yüksek reytingi olan bir dizi, oynadığım karakter dizinin çok sevilen ana karakterlerinden birinin gençliği. Herkes zaten Ramiz Karaeski’nin gençliğini merak ediyor. Yani artık çok kişi beni tanıyor. Yolda giderken konuşmak, sohbet etmek ya da fotoğraf çektirmek istiyorlar. O an, maazallah kafanda bir sorun varsa, sıkıntın varsa ve o an iletişime halin yoksa yandın… Hemen, ‘Bunun da
burnu büyümüş!’ demeye meyilliler. Her an o ilgiye tebessümle karşılık vermek zorundasın.

Oynadığın karakterin cazibesi ne?
Televizyonda başka bir dünya var. Adam o diziyi izlemiyorsa da zaping yaparken bile seni görebiliyor. Takip etmiyor olsa bile bir şekilde tanıyor. Televizyonun popülaritesi
bambaşka. Tuncel Kurtiz, karakteri çok iyi çizmiş. Geçen seneden itibaren fenomen olan bir karakter Ramiz Karaeski. Hayatın şifrelerini çözmüş, bilge bir kabadayı. Her şeyi yaşamış görmüş. Özellikle gençler onun büyük hayranı. Dolayısıyla onun gençliği çok heyecanla izleniyor. Kendileriyle bağdaştırıyorlar, çok özel bir sempati kuruyorlar bu karakterin gençliğiyle. Dizi yayınlanıyor, milyonlarca insan izliyor, ertesi gün seni gördüklerinde iletişime geçmek istiyorlar. Televizyonun bir ilizyonu var. Geçen gün bir bankaya gittim, memurlardan biri beni görünce tanıdı, sonra da ‘dizide daha heybetli görünüyorsun, değilmişsinmeğer’ dedi. Anlayacağınız biraz aşağıladı beni.

Kalp kırmış mısındır?
Hayır, bilerek isteyerek kimseyi kırmamışımdır. Kimseyi üzmek istemem. Vaktiyle pata küte bir şeyleri kırdığım olmuştur ama o zaten kalp kırmaya girmez. Kalp kırmak daha tehlikelidir.

Yeni projeler var mı?
fiu an bir dizide oynadığım için zaten yeni bir dizide oynamam mümkün değil. Önümüzdeki aylarda yine Zeki Demirkubuz ile bir film projesinde çalışacağız. Çeşitli markalardan reklam teklişeri var. Genelde hırçın karakterleri oynuyorsun…

Uç noktalarda yaşayan karakterler denk geliyor bana. Benim için hep mahalle kültüründen adamları oynuyor diyorlar. Bu ülkenin yüzde 85’i mahalle kültüründen gelme. Binlerce değişik karakter var mahallede. 500 sene oynasam bitiremem ben onları. Gençliğimde biraz hırçındım. Ama çocuktan sonra biraz duruldum. Efe Cevahir ömrüme ömür kattı ama bir 10 seneyi de otomatik olarak götürdü benden. Olgunlaştırdı beni. Çocuk oluncaya kadar genellikle sorunları kendi bildiğim biçimde çözüme ulaştırıyordum. Ama şimdi eskisi gibi gözü kara değilim. Gelecek kaygısı olan biri misin?
Cok değil. Anı yaşayan biriyi daha çok. Ters yanlarım da var ama genelde eğlenceli biri olduğumu söylüyorlar. Özellikle dert edindiğim bir şey yok hayatta. Evlendim, çocuğum oldu; sorumlulukları olan biriyim. Sadece geleceğe ait ufak tefek tedbirlerimi almaya çalışıyorum. Oyunculukla ilgili bir eğitimin yok, almak ister misin? Sokakta iyi gözlem yapmak bence en iyi eğitimdir. Dostoyevski okuduğumda onun karakterleri nasıl çözdüğüne, psikolojiyi nasıl derinlemesine tahlil ettiğine hayranlık duyuyorum. Kişinin günlük hayatta karşılaştığı bir olayın alt metninde hiç umulmadık bir sürü şey çıkabilir. Sokaktaki insana, olaylara nasıl baktığınla alakalı. Bir de doğru yerden başladım. Zeki ağabeyden öğrendiklerimi her zaman aklımda tutmaya çalışıyorum. Dolayısıyla şu anda bir eğitim düşünmüyorum, ama çok gerekirse neden olmasın? Kendini oynuyor diyorlar. Gerçi bunu demelerini seviyorum, çünkü ben zaten kendimde olanı oynuyorum. Başkasından oynamıyorum ki! O zaman taklit olur. Kendinden bir şey katacaksın ki karakter çıksın ortaya. Aksi durumda git taklit yarışmasında yarışmacı ol.

En çok neyi özlüyorsun?
Babamı özlüyorum. Benim bu işe devam etmemde aslında babamın da payı vardır. Babam, hastalığının ilerlediği günlerde genelde evde dinleniyor olurdu. Bir gün benimle bir gazete röportaj yapmıştı.

Ben de okusun diye gazeteyi eve götürüp ona gösterdim. Pek ilgilenmedi, zaten hastalığından dolayı kendince sıkıntıları vardı. Benim de moralim bozuldu. Hep haylaz bir çocuktum, babam ve annem benimle çok uğraşmışlardı. Benimle gurur duysun diye göstermiştim halbuki o gazeteyi. Aradan yarım saat geçti, eve misafir geldi. Ben odada yoktum ama içeriden babamın sesini duyuyordum. Fark ettim ki benim gazete haberimi gösterip, mutlu ve derinden misafirlere beni anlatıyor. O kadar mutlu oldumki... Babamın benimle doya doya gurur duyduğu andı. Babam beni özel okullara gönderdi, ben üniversiteyi bile okumadım, hep kavga gürültünün içindeydim. Hem bana çok kızardı, hem çok severdi. Mesafeli bir ilişkimiz vardı. Birbirinden farklı birçok çevrenin içindesin… Bu benim beslenme kaynağımdır. Gözlemin ötesinde benim içinde olduğum hayattır. Özel okulda okudum, Cihangir’de entelektüel insanların içindeydim ama bir de benim Cennet Mahallesi’nde, o mahalle kültürü içinde yaşamışlığım var. Herkese aynı mesafedeydim yani. Ramiz, bizim mahallede yaptığımız tavırların biraz daha ağırı. Muhtemelen Ramiz Karaeski, 14-15 yaşlarında bizim gibiydi. Kabadayı ama halk adamı. Garibanı ezmez. 1970’lerdeki kabadayı modeli. Kabadayının olduğu mahallede kimse kimseye yanlış yapmaz. Kabadayının parasıda bitebilir ama onun inandığı değerleri vardır. Kabadayının dünyasını bir tek aşk bozar derler. Aşkın bozmadığı şey yok ki!

Ufuk Bayraktar'ın Santigrat Okurlarına Özel Fotogalerisi için tıklayınız. 

  • Okunma Sayısı : 831
Arkadaşına Mail Gönder

Yorumlar


16 Şubat 2011, Çarşamba 13:09:31
Ömer ÖZTÜRK
Ömer ÖZTÜRK: Ezel dizisi gerçekten size yaramış.
 

Foto Galeri

Video Galeri

Airfel'den

Aktüel

Hobi

Teknoloji

  Airfel A.Ş.
Designed by IDS