Bilgiler Yükleniyor...
 

Osmanlıda’da parfüm



Bugün çok büyük bir endüstri olan parfüm sektörünün kökleri çok eskiye gidiyor. Peki ya geleneksel yapısıyla Osmanlı’da durum nasıldı? Hangi kokular revaçtaydı, hangileri nerede kullanırdı? Osmanlı parfümlerinin dünyasında küçük bir tur sizi bekliyor…

OSMANLI’DA PARFÜM

Kokuyu rahmani bir lütuf olarak değerlendiren islam dini,güzel koku sürünmeyi sünnet
olarak tanımlamış, peygamberinide “gül kokulu peygamber”olarak nitelemiş.

Yine Hz. Muhammed, Kudsi hadisinde kendisine sevdirilen üç dünya nimetinden birinin güzel koku olduğunu belirtir.

Osmanlı imparatorluğu da, islam dininden aldığı bu koku kültürünü arşivler tutarak, çeşm-i bülbüllerden,tombaklardan yapılan ilk lüks parfüm kaplarıyla kokuyu günlük hayata sokmuş ve tarihi dönemlerini bile güzel koku isimleriyle anmayı tercih etmiş.

Geleneksel Osmanlı parfümleri teknik olarak kokulu sular, kokulu yağlar ve gâliye gibi özel kokulu macunlardan ibaret. Kolonya gibi alkol içerikli kokular ise, 19’uncu yüzyılın son çeyreğine dek Osmanlı parfümcülüğünde hiç yer almamış.

BUHUR SUYU BİR DAVETİYEDİR

Osmanlı parfümleri denince ilk akla gelen buhur suyudur. Osmanlı’nın billur şişeli parfümü olan “buhur suyu” terkibi ve yapılışı hakkındaki bilgiler 550 yıllı k bir tarihe sahip.

Sandal, aselbent, kalenbek ve öd ağacı gibi tütsü olarak yakılan maddelerin gül suyu içinde kaynatılmasının ardından misk ve çiçek suyu eklenmesi ile elde edilen bu güzel koku;Tanzimat’tan evvel Topkapı Sarayı’ndafetihten beri devam edegelen bir gelenek olarak her yıl Ramazan ayının 15’inci günü geçtikten sonra padişaha takdim edilirdi.

Enderun’da Seferli Odas Odası’nda imal edilen buhur suyunun imalatı ve dağıtımı büyük bir ciddiyetle yürütülür ve kayıt altına alınırdı. Elde edilen buhur suyu padişahtan başka saray mensuplarına, vükelâya, hareme, ulemaya vesair bendegâna Ramazanın 15’inden itibaren zarif billur şişeler içinde sakangurlara bağlanarak dağıtılırdı.

Bu buhur suyu Hırka-i fierif Alayı’na katılacaklar için de davetiye yerine geçerdi.ingiliz elçisi Sir Edward Burton, Kraliçe Elizabeth’e sunduğu raporda başkentistanbul’da şerefine verilen ilk ziyafette yemek bitince “ellerini buhur suyu”denilen içinde öd ağacı, misk, sandal ağacı ve çiçek suyu bulunan çok güzel kokulu bir suyla yıkadıklarını büyük bir heyecanla yazmıştır.

Buhur suyunun terkibine ve hazırlanışına ilişkin kayıt ise Topkapı Müzesi arşivinde bulunan 1708 tarihli Çamaşırcıbaşı Yusuf Ağa’nın defterindeyer almakta. Bu kayda göre padişah, çamaşırcıbaşı tarafından sunulan buhur suyunu kabul ettiğinde 15 altın çamaşırcıbaşına, biner akçe de diğer yoldaşlara ihsanda bulunurdu.Buhur suyunu devlet ricaline götüren ağalara devlet ricali tarafından mevkilerine uygun birer hediye ve bahşiş verilmesi de eski adetlerdendi. Yıllar geçtikçe buhur suyu getiren ağalara verilmesi zorunlu olan bu hediye ve bahşişlerin ricale ağır geldiği de ifade edilmeye başladı. Bu durumu işiten Sultan III. Mustafabundan böyle sadrazam ve şeyhülislam dışında ricale buhur suyu gönderilmemesi için emir verdi.

Osmanlı kaynakları, buhur suyunun saray dışında imal edilmediğini ve halk arasında bilinmediğini yalnızca Saray’daimal edilip, hükümdar, devlet ricali ve Saray erkânına dağıtıldığını yazsa da bu ifade gerçeği yansıtmamakta. 1640 tarihli Es’ar Defteri’nde ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde buhur suyunun istanbul’daki misk satıcılarında ve gül suyu esnafında bulunduğunu, halka satıldığı görülüyor. Hatta buhur suyu 1720 yılında III. Ahmet’in şehzadelerinin sünnet düğünleri için yapılan şenliklerde Mısır Çarşısı esnafı tarafından sunulan düğün hediyeleri arasında da yer alıyor.

GÜL SUYU OLMADAN KONUK AĞIRLANMAZ
Osmanlı’da sıkça bahsi geçen diğer bir koku da gül suyudur. islam inanı şında Hz. Muhammed’in teri olarak kabul gören gül, aynı zamanda bu coğrafyanın en önemli kokulu çiçeklerinden biri. Bu durum, gül suyu ve gül yağının değerli bir meta olmasına yol açmış.

Gül suyu Osmanlı geleneklerinde de önemli biryer teşkil etmiş. ister yabancı
devlet elçisi olsun ister ziyarete gelen bir komşu olsun gül suyu ile birlikte buhur ikram etmek, konuk ağırlamanı n bir gereği olarak görülmüş.Bununla birlikte mevlit gibi dini
toplantılarda, hac karşılamalrında konukların ellerine gül suyu serpme adeti var. Gül suyunu serpmek için şişkin gövdeli, ince uzun boyunlu cam, gümüş, tombak ya da porselen gülabdanlar kullanılmış.

Yeni yapılan ya da onarılan camilerin ibadete açılmadan önce gül suyu ile yıkanması gül kokusunun islâm dinindeki ayrıcalığını göstermesi açısından önemlidir. Gül suyu Osmanlı mutfağına güllaç, su muhallebisi,güllabiye ve şerbetlerle girerken cilt ve göz hastalıklarına karşı da ilaç olarak kullanılmış. Bütün bunlardan başka gül tensel bir kokudur. Ortaçağ islam parfümcülüğünde Osmanlı’da da misk ve amber ile birlikte en rağbet gören kokulardan biri olmuştur.

MİSK VE AMBERDEN YAPILAN GALLİYE


Osmanlı’da buhur suyu ve gül suyu dışında başka parfümler de kullanılıyordu. Bunlar özellikle 17’inci yüzyıla ait kayıtlarda yer alıyor. Gâlliyeler hakkındaki en eski bilgilere 1640 tarihli Es’ar Defteri’nde rastlanıyor. Macun kıvamı nda olan gâlliyelerin ana bileşenleri misk ve amber olduğundan oldukça pahalıydı.
 
Bu meşhur kokular misk ve amber karışımına sümbül, tırnak buhuru, tütsülenmiş söğüt, saf beyaz mum ve nişasta eklenerek hazırlanırdı. Bu kokular galiyedan denilen küçük kaplar içinde saklanan ve parmak ucuyla alınarak saç ve kaşlar üzerinesürülerek kullanılan siyah macun görünümündeki parfümlerdi. 20’nci yüzyılınbaşlarına kadar seyyar esans satıcılarının çantalarında bulunabilen ve erkeklerin bıyıklarına sürerek kullandıklarıgaliyeler, 1640 tarihli Es’ar defterlerinde Kaye-i misk-i fiamator ve Kalye-imisk-i Mısır  olmak üzere iki şekilde anılmakta.

7’nci yüzyılda islam parfümcülüğ ünde gözlemlenen gâlliyelerin 17’nci yüzyıl istanbul’unda halen kullanı lıyor olması kokunun şöhretine işaret etmekte. Osmanlı’da kullanılan diğer parfümlerise,  ma-i kadı, ma-i amber, ma-i asilbent,ma-i maverd ve ma-i yasemendir. Evliya Çelebi’nin verdiği bu listeye, cilt üzerinden uygulanmasa da kişisel bir parfüm formu olarak değerlendirilmesi gereken “şemmame”leri de katmak gerekir. fiemmameler, giysi üzerinde taşınarak koku yayan ya da elde tutularak koklanan hatta yazı takımında koku yayması için bulundurulan küçük toplardı.

İLK PARFÜMERİLER AKTARLARDI
 

Bugün olduğu gibi geçmişte de bir parfümün fiyatını artıran en önemli unsur içeriğinde kullanılan hammaddelerin türü ve parfüm içindeki oranıydı. Osmanlı devrinde kullanılan parfümlerin fiyatlarını karşılaştırmak bu parfümlerin üretiminde kullanılan hammadde oranını ve bununla birlikte parfümün belirgin bir kokuya sahip olup olmadığını belirlememize yardımcı olabilir.
 
Macun kıvamındaki Mısır misk galiyesi buhur suyuna göre tam 800 kat daha pahalıydı. Topkapı Sarayı’nda üretilen buhur suyunun istanbul misk satıcılarındaki fiyatı gül suyuna kıyasla sadece yüzde 25 oranında pahalıydı. Parfüm kadar parfümü satan esnaf grubu da Osmanlı’da önemliydi. Selçuklu ve Osmanlı ticaret yaşamında aktar dükkanları günümüzün eczane ve parfümeri dükkanları nın ilk örnekleridir.
 
Aktarlar ilaçlar hazırlayıp, bunların yapılmasında kullanı lan hayvansal bitkisel ve madensel malzemelerin yanı sıra kokulu sular, uçucu yağlar, kına, el ve yüz yağları satardı.Eski aktarlar sadece satıcı değildi. Bazıları, özellikle bir alanı seçip orada uzmanlaşmış kişilerdi. Macuncu, deva şurupçu, amberci, buhurcu, gülsucu adını alan bu kişiler özünde aktardı demek yanlış olmayacaktır.

Bunlar içinde misk satıcıları “Osmanlı’nın parfümcüleri” olarak ön plana çıkmıştı.Aktarlardan ayrı olarak misk satıcılarıda ıtriyatla uğraşan bir başka esnafgrubunu meydana getirmişti. 1640 tarihli Es’ar Defteri bize bu satıcı grubunun malları hakkında önemli bilgiler sunar. Misk satıcıları Osmanlı’nın parfümcüleridir.Beden üzerinde kullanılacak parfüm kadar, Osmanlı toplumunun alışkanlıklarına uygun çeşitli kokulu malzemelerin satışını da yaparlardı.
 
Evliya Çelebi 17’nci yüzyılda istanbul’da 2 bin aktarın dışında seyyar gülsatıcılarını ve dükkanlarında buhur satan esnafın olduğunu yazar. Osmanlı’da gül suyu satan esnafa “esnaf-ı gülabcıyan”, kokulu yağ imal edenesnafa “esnaf-ı ehl-i hiref dehhan-ı edviye” , buhurdanlıklarda yakmak üzere ud-ı amber satanlara ise “esnaf-ı ud-ı amberciyan” isminin verildiğini de yine ondan öğreniyoruz.

Osmanlı gündelik hayatına sinen parfüm kokusu, bugün bile hissedilebilen bir konudur. Mekânlar, buhurdanlar içinde yakılan tütsülerle kokulandırılırken, aynı tütsü dumanı konuğun sakalına ve sarığı na tutularak gül suyu ikramına benzer şekilde ikram ediliyordu.Kahveler amberle kokulandırırken, kokulu nargileler içiliyor, miskli, amberli ve kafurlu mumlar imal ediliyordu. Kokulu mürekkepler, çiçek sulu yemekler ve şerbet tarişeri üretiliyordu.
 
Akıl hastalıklarının güzel kokularla tedavi edilmeye çalışıldı¤ı da biliniyor. Oysa gündelik yaşamın her adımında kendini hissettiren bu güçlü koku kültürü içerisinde bedene uygulanan parfüm çeşitlerinin ironik biçimde sınırlı kalması da enteresandır.

Es’ar Defteri: Es’ar, eder, fiyat anlamındadır. Es’âr Defteri geniş olarak hazırlanmış birer narh defteridir. Geleneksel islâm hukukundan kaynaklanan narh müessesesi,üretici ve tüketicinin hakları nı korumak, kaliteli mal ve hizmeti özendirmek, sanat ve ticaret ahlakını korumayı amaçlar. Es’âr Defterleri’nde devrin her türlü mal, sanat ve hizmetleri yer alır. Kalite farklı lıkları da belirtilerek alış ve satış fiyatları tespit edilir.

  • Okunma Sayısı : 5834
Arkadaşına Mail Gönder

Yorumlar


Henüz yorum yapılmamış.İlk yorumu siz yapın !
 

Foto Galeri

Video Galeri

Daikin'den

Aktüel

Hobi

Teknoloji

  Daikin
Designed by IDS